Sosyal medya insanları nasıl bölüyor?

Sosyal medyanın insanlar arasındaki ayrışmaları ve politik kutuplaşmaları büyütmesi mümkün müdür?

Bu soruya çoğunlukla arayüz tasarımı bağımlılığı, içerik tavsiye algoritmaları veya Facebook’un kişisel bilgileri politik amaçlar için kullanması gibi konular üzerinden cevap aranıyor.

Ancak daha temel bir sorunu gözden kaçırıyor olabilir miyiz? Online iletişim biçimleri, insan psikolojisinin bazı karanlık yönlerini ortaya çıkarmaya yatkın olmasıyla toplumun parçalanmasına sebep oluyor mudur?

Bu yazıda şu soruya cevap vermeye çalışacağız: Sosyal medya bizi bölüyorsa da bunu hangi psikolojik yöntemlerle yapıyor?

Çeviri içerik
Yazan: Zachary Elwood
Çeviren: Zeynep Tanrıkulu

Aidiyet psikolojisinin temelleri

Sosyal medyanın etkilerine geçmeden önce, insanların saldırganca “biz ve onlar” karşılaştırması yapma eğiliminin altında yatan temel nedenlere işaret edecek bazı temel psikolojik faktörleri kısaca inceleyelim.

Grup dışı homojenlik etkisi: Kendi grubumuzun farklı görüşlere ve kişiliklere sahip bireylerden oluştuğunu düşünürüz. Fakat diğer grubu (dışımızdaki grubu) tek fikirli insanlardan oluşan yekpare ve homojen bir kitle olarak görüyoruz.

Grup içi kayırmacılık: Buna bağlı olarak, kendi grubumuzun üyelerinin hataları varsa, yanlış bir şey yaparlarsa, bunu görmezden gelme ve onlar için mazeret bulma eğilimindeyiz ancak öteki grubun üyelerini yaptıkları suçlardan dolayı sert bir şekilde yargılamaktan çekinmeyiz.

Dilimiz kutuplaşma sürecinde büyük rol oynar. Toplumsal kutuplaşmayı artıran yanlış bir dil kullanımı örneği, liberallerin internette “Tüm Trump destekçileri ırkçıdır” gibi şeyler söylemeleridir. Ancak Trump destekçileri arasında beyaz olmayan insanların da olduğu gerçeği, öteki grubun üyelerinin tamamen aynı olduğu inancının doğru olmadığına dair yeterli bir kanıttır. Bir grubun tüm üyelerini tek bir parça olarak algılamamız doğru olmaz. Bizim algımız başkalarınınkiyle aynı değildir.

Bir grup başka bir grup hakkında ne kadar çok genellemeci, mantıksız derecede nefret dolu ve yalan yanlış konuşursa, bu karşı grubun lehine olacaktır.

Bunların bazılarının çevrimiçi olarak nasıl birbirlerini güçlendirdiğini inceleyelim:
Sosyal medyadaki liberaller şöyle şeyler söylüyor: “Eğer bir Trump destekçisiyseniz, o zaman ırkçı bir moronsunuz.”
Bu mesajlar, öfkeli ve gruplarına daha fazla bağlı olan Trump destekçileri tarafından görülüyor.
Grup dışı homojenlik etkisi nedeniyle, Trump destekçileri liberalleri bir grup olarak daha önce algılandığından daha nefret dolu ve mantıksız olarak algılıyorlar.
Bu Trump destekçilerinin çevrimiçi olma ve liberaller hakkında yanlış, nefret dolu şeyler söyleme olasılığı daha yüksektir, örneğin: “tüm liberaller Amerika’dan nefret ediyor ve onu yok etmek istiyor.”
Liberaller bu mesajları görüyor ve Trump destekçilerini bir grup olarak daha önce algılandığından daha nefret dolu ve mantıksız olarak algılıyorlar.
İnsanlar benzer fikirli gruplarla çevrimiçi olarak bir araya geliyor. Bu tür filtre balonlarında insanlar inançlarında daha öfkeli ve daha radikal hale geliyor.

Açık olmak gerekirse bu durum, sosyal medyanın kutuplaşma sorunlarının birincil nedeni olduğu anlamına gelmez. Tarihe baktığımızda, teknoloji olsun ya da olmasın, insanların sık sık birbirlerinin boğazına yapıştığı açıktır. Ancak incelediğimiz şey, internet üzerinden iletişiminin bizdeki “kabilecilik” duygularını nasıl kabarttığıdır.

Sosyal medya bizi daha inatçı yapar

Geçmişte konuşmalarımız özel bir olaydı, geçiciydi ve hızlıca hafızalardan kayboluyordu. Artık görüşmelerimizin büyük bir kısmının herkese açık olarak sergilenmesi ve daha sonra başkalarının görmesi için kaydedilmesi yeni ve alışılmadık bir durum. Bu kadar büyük bir değişikliğin zihnimiz ve toplumumuz üzerinde bir etkisi olmasa şaşırtıcı olurdu.

Girard ve Deutsch tarafından 1955 yılında yapılan bir araştırmada, özel ya da halka açık bir şeyler yazmanın, insanların fikirlerini değiştirme olasılığını düşürdüğü keşfedildi. Robert Cialdini’nin “Influence/Etki” adlı kitabı bu çalışmayı şöyle özetliyor:

“Kararlarını hiç yazıya geçirmeyen öğrenciler, bu fikirleri en kolay değiştirebilen öğrencilerdi. […] Kararlarını kısa süreliğine not alanlar, şans verilirse fikirlerini değiştirmeye nispeten daha az istekli oldular. […] Şu anki kararlarını kamuya açık bir şekilde kaydedenler ise bunlardan vazgeçmeyi kesin bir biçimde reddedenlerdi. Çünkü topluma verdikleri taahhüt onları inatçı hale getirmişti.”

Sosyal medya kullanmak demek sık sık görüşlerimizi yazmak ve düşüncelerimizi aktarmak demektir. Üzerimizde olaylar ve konular hakkında fikir beyan etme baskısı olur ve bunu özellikle alenen yapmak, inançlarımızı katılaştırır, bizi başkalarını dinlemeye ve düşüncemizi değiştirmeye karşı dirençli hale getirebilir.

Sosyal medya olumsuz duyguları çoğaltır

Ahlaki ve duygusal iletilerin sosyal medyada daha fazla ilgi gördüğü ve paylaşıldığı tespit edildi. Ayrıca öfke duygusunun diğer duygulardan daha etkili olduğu da belirlendi.

Bir deyiş vardır: “Gerçek daha ayakkabısını giyerken; yalan dünyayı dolaşır.”

İlgili İçerik  Sosyal medya başımıza ne sorunlar açtı?

Bir yalanın ya da öfkeli bir mesajın hızlı yayılması için, kabaca bilgilerle sadece duygularımıza hitap eden basit bir “iyiler & kötüler” masalı anlatması yeter.

Sahte haberlerin en zararlı hali duygusal içerikli olduklarındadır çünkü o zaman öfke ve şiddetli tepkiler uyandırmak için etkili bir araç haline gelirler. Örneğin, Hindistan’da yalan haberlerin yol açtığı birçok şiddet vakası oldu. Başka bir örnek daha vermek gerekirse, Minneapolis’te yalan haberlerin neden olduğu ayaklanmalar yaşandı.

Sosyal medyada öfke çoğaldıkça siyasi gruplar birbirlerinin en öfkeli ve mantıksız görüşlerine şahit oluyor. Grup dışı homojenlik etkisinden dolayı, diğer grubu bizden daha tekdüze, öfkeli ve mantıksız olarak görme eğiliminde oluyoruz. Bu, gerekenden daha fazla kızmamıza neden oluyor ve bu öfke de grup dışında daha fazla öfke uyandırıyor.

Ayrıntı eksikliği, hareket hızı ve tutkulu yazılarıyla sosyal medya, öfkeli tepkileri ve yanlış yorumları yaygınlaştırıyor. Bir grupta öfkenin bu şekilde artması, diğer grubu da kızdırır (veya en azından ilk grubun düşüncelerini aptalca ve ciddiyetsiz olarak görme olasılığını artırır).

Mesela saldırgan ve ırkçı davranışların videoya alınarak paylaşılması yanlış anlamalara ve aşırı tepkilere yol açıyor.

Sosyal medya mesafeli ve makineleştiricidir

Abe Rutchick tarafından 2017 yılında yapılan bir araştırma, fiziksel olarak uzakta olduğumuzda birini öldürmenin daha kolay olduğunu gösterdi. Uzaktan öldürmek daha kolaysa, kilometrelerce uzaktaki insanlarla etkileşimde bulunurken mantıksızca davranarak onları aşağılamanın veya tehdit etmenin daha kolay olduğunu da söyleyebiliriz.

İster telefon ister Zoom ile olsun, sesli / görüntülü arama araçları da uzun mesafeli iletişim araçlarıdır ancak alışık olduğumuz sesli veya yüz yüze etkileşimi gerektirir. Ses veya yüz ifadeleri nedeniyle karşı tarafın insan olduğunun bilincinde davranırız. Başkalarını görmek ve duymak, iyimser içgüdülerimizi harekete geçirir. Bunun yanında sadece mesajlaşma, normalde olabileceğinden daha fazla yanlış anlamaya ve dolayısıyla daha fazla kızgınlığa sebebiyet verebilir.

İnternetin mesafeli yapısı ve bizim giderek kutuplaşmamız nedeniyle, hakaretler internette oldukça yaygındır. Aynı zamanda internet, sizin ait olduğunuz gruba yönelik hakaretleri de gözünüze sokar, bazen kendi üyeleri de grubunu öfkelendirmek için yapılan hakaretleri gündeme getirir.

“Politik Hakaretler: Suçlar Çatışmayı Nasıl Arttırır?” adlı kitabın yazarı Sosyal Psikolog Karina Korostelina da daha fazla hakaret etme ve hakarete maruz kalma nedeniyle internetin insan çatışmasını artırdığını söyledi.

Bir dahaki sefere internette hakarete uğradığınızda, nasıl hissettiğinize bir bakın. Size hakaret edene karşı içgüdüsel bir öfke mi hissediyorsunuz? Size hakaret eden kişinin ait olduğu bütün grubu temsil etmediğini ve kendi tarafınızda da kötü ve mantıksız insanlar olduğunu bilseniz bile, içgüdüsel olarak karşı grup hakkında “işte hepsi aynı” diye düşünebilirsiniz.

Siyasi kutuplaşma, genel olarak birbirimize duyduğumuz hoşnutsuzluğu artıran geniş bir alandır. Michael Norton’un araştırma ekibi tarafından 2007’de yayınlanan “Az ama Öz: Belirsizliğin Cazibesi” adlı makalede söylendiği gibi, aşinalık hor görmeyi doğurabilir. Genellikle diğer insanların aynı bizim gibi olduğunu varsayarız. Aynı zamanda bir başkasını ne kadar çok tanırsak, onda sevmediğimiz bir şeyi keşfetme olasılığımız da o kadar artar. Gittikçe kutuplaşan bir toplumda buna daha sık rastlanır.

Jaime Settle, “Arkadüşmanlar: Sosyal Medya Amerika’yı Nasıl Kutuplaştırıyor?” adlı kitabında, Facebook kullanımının insanların diğer siyasi grubun üyelerine yönelik düşmanlığındaki artışla ilişkili olduğunu gösterdi. Bunun gerçekleşmesinin birincil yolu, Facebook yüzünden insanların uzaktan tanıdıklarını (örneğin kuaför, çocuk bakıcısı, öğretmen) grup içi / grup dışı kategorilere daha kolay yerleştirmesi ve gönderileri bu bakış açısıyla yorumlamasıydı.

Sosyal medya bağlamdan kopuktur

Sosyal medyadaki etkileşimler, geleneksel olarak insanları bir araya getiren durumların dışında gerçekleşir. İnternet öncesi günlerde insanlar komşuları, yakın arkadaşları veya dini cemaati gibi çevreleriyle bir araya gelirdi. Ancak çevrimiçi ortamda ortak bir paydamız olmayan insanlarla da buluşuyoruz. Bu yüzden birbirimizi daha fazla yanlış anlayabiliyor; birbirimize daha az tahammül edebiliyoruz.

Dünyayı algılama biçimimiz o anki önceliklerimize ve bakış açımıza bağlı. Neyin doğru neyin önemli olduğuna dair kendi algımız bile gün içinde değişebiliyor. Dün internette yayınladığınız bir şey yarın size duyarsızca ve utanç verici gelebilir. Herhangi birimizin yaptığı veya söylediği şeylerin çoğu, özellikle de ölüm kalım meseleleriyle karşılaştırıldığında, bir başkasına önemsiz ve değersiz görünecektir.

Yüz yüze sosyalleşme, insanlar arasında doğal bir alışveriş dengesi kurarken; sosyal medya bize söylediklerimizin kimde nasıl bir karşılık bulduğunu somut bir şekilde görme imkânı tanımaz.

İlgili İçerik  Koronavirüs Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar

Sosyal medya aşırının yanındadır

Sosyal medyada en aktif görülen kişiler toplumun çoğunu temsil etmez. Bir Pew araştırmasına göre “kullanıcıların çoğu nadiren tweet atıyor ve yetişkin ABD kullanıcılarının attığı tweet’lerin %80’i ise en çok tweet atan %10’luk kesimden geliyor.”

Ayrıca çoğu Amerikalı siyaseti yakından takip etmiyor. Ekim 2020 tarihli bir New York Times makalesine göre, Amerikalıların %80-85’i siyaseti gelişigüzel takip ediyor ya da hiç takip etmiyor. Sadece %15-20’si yakından takip ediyor.

Amerika’daki kutuplaşmayla ilgili 2018’de yapılan bir anket, çevremizdeki insanların düşüncelerine göre aykırı olmamak için üzerimizde baskı hissettiğimizi gösterdi. Bir grubun görüşlerine uyma güdüsü içimizde hep vardı ancak sosyal medyada herkesin gözü önünde yargılanma ve hatta kendi grubumuzdaki belki yüzlerce veya binlerce kişi tarafından yargılanma endişemiz iyice arttı. Bu kaygıyla elbette daha az kişi kendi grubunu eleştirebiliyor.

Sosyal medya, benzer düşünceye sahip grupları aşırılaştırır

Grup kutuplaşması terimi, benzer düşünceye sahip grupların zaman içinde daha da aşırılaşmasının psikolojik etkisini ifade eder. Grup kutuplaşması ve sosyal medya hakkında epeyce araştırma mevcut. 2010 yılında Twitter kullanıcıları üzerinde yapılan bir araştırmada “benzer düşünen bireyler arasındaki yanıtlar grup kimliğini güçlendirirken, farklı fikirlere sahip bireyler arasındaki yanıtların grup içi ve grup dışı bağlılığı pekiştirdiği” bulundu. Steven Johnson ve arkadaşlarının 2020 yılındaki çalışması da Facebook’un kutuplaşmanın artmasına yol açtığını gösterdi ve Facebook’un gerçekten bir yankı odası […] olarak hizmet ettiğini yazdılar.

İnternet, benzer düşünen insanları bir araya getirmek ve onlara fikir üretip yaymaları için alan sağlamak için bir araç olarak görülebilir. Bu birçok yönden harika ama aynı zamanda olumsuz etkilere sahip. Dünyanın düz olup olmadığını ya da pedofili ve çocuk pornografisine olan ilgiyi tartışmak için bir grup insanı tek bir yerde bir araya getirmek önceden zorken artık çok kolay.

Başkaları da bizimle aynı fikirde olunca, şüphe duyabileceğimiz veya öylesine düşündüğümüz fikirlere daha fazla inanırız. Ayrılıklarımızı büyüten ve aşırı fikirleri çoğaltan etkenler hakkında ciddi bir şekilde düşüneceksek, kendi grup içi kayırmalarımızın bizi grubumuzdaki mantıksız insanlardan yapıp yapmadığına dikkat etmeliyiz.

Tabii ki tüm siyasi grupların yaptığı aşırılıkların eşit derecede olduğunu söyleyemeyiz. (Dünyamızın ve psikolojimizin karmaşıklığına bakarsak, herhangi bir etkenin iki farklı grubu eşit şekilde etkileyeceğini söylemek mümkün değildir.) Siz bir tarafın daha aşırıya gittiğini düşünüyorsanız bile, konuyu bireysel olarak ele almanız gerekir. Amacımız, hepimizin ayrı bireyler olduğunu ve siyasi gruplarımızın da aynı tür bireylerden oluşmadığını fark etmektir. Hepimiz bir şekilde yanlış yönlendirilebilir veya aldatılabilir varlıklarız.

İnternet her şeyi hızlandırır

İnternet, sosyal etkileşimin hızlandırıcısı olarak görülebilir. İnternetten önce insanların arasında bilgiye ulaşmak zordu. Şimdi ise çok kolay. Bu bilgi paylaşımı kolaylığının birçok bariz faydası vardır ancak aynı zamanda, bir bilgiyi iyice işleyemeden yeni bir bilgi akınına uğramamıza neden olmaktadır.

Amerikan tarihinde televizyon yayıncılığının baskın medya aracı olduğu 1950-1980 yılları arası dönemde insanlar sadece tek ağızdan ve ortak bir kaynaktan bilgi aldıkları için daha sakin bir ortam vardı. TV kitlelerin afyonu ise sosyal medya da bir uyarıcı ilaç olarak görülebilir çünkü bizi birçok rakip dünya görüşüyle bölüyor ve tepkilerimizi aşırılaştırıyor.

İnternet, Arap Baharı ve George Floyd protestolarında olduğu gibi önceki medya araçlarının yapamadığı kadar hızlı bir toplanma, harekete geçme ve örgütlenme imkânı veriyor. Bu hız, olumlu yönlerinin yanı sıra virajlarda çok hızlı giden bir tren gibi aşırı reaksiyonlara ve istikrarsızlığa da yol açabilir.

Sosyal medya önemli bir mücadele alanı olarak algılanıyor

Çoğu sosyal medya içeriğinin toplumun küçük bir kesimi tarafından yapılıyor olmasına rağmen sosyal medya genellikle önemli bir çatışma alanı ve toplumsal savaşların yapıldığı bir yer olarak algılanıyor gibi görünüyor.

Shannon McGregor, 2016 yılında Amerika seçimlerindeki haberlerle ilgili bir makalesinde, gazetecilerin özellikle seçim dönemlerindeki sosyal medyayı kullanmalarına dikkat çekiyor. Bu durum, genel olarak gazetelerin ve gazetecilerin bütçe yetersizliği sebebiyle ortaya çıkıyor. Çünkü sosyal medyayı ele geçirmek, derinlemesine habercilik yapmaktan çok daha kolay ve ucuz.

Sosyal medyanın haber kaynağı olarak ele alınması, yaşlı Amerikalılardaki aşırı kutuplaşmanın açıklaması olabilir. Genç nesil sosyal medya kültürüne daha alışkınken ve bundan daha az etkilenirken, yaşlılar nefret dolu sosyal medya paylaşımlarını gördüklerinde karşı siyasi grup hakkında mantıksız düşüncelere kapılabilirler.

İlgili İçerik  Whatsapp'tan salgın tedbiri: En fazla bir kişiye iletme sınırı

Bununla ilgili ne yapabiliriz?

Bunu okurken, “Kutuplaşma veya sosyal medyanın bundaki rolü ne olursa olsun, şu anda öfkelenecek çok şey var” diye düşünüyor olabilirsiniz.

Ve evet, var. Hiç kızmayın, önemli gördüğünüz siyasi hedefler için çalışmayın demiyorum. Ancak kullandığımız dilin yani üslubun bizi bir araya getirebileceği gibi daha da uzaklaştırabileceğini aklımızda tutarak hedeflerimize ulaşmaya çalışalım.

Ve “bize karşı onlar” diyerek hareket etmek yerine dikkatli bir şekilde konuşmak ve köprüler kurmaya çalışmak, siyasi hedeflerimize ulaşmamızı fazlasıyla sağlayacaktır. Mesela gelecek seçimleri düşünün, biraz iyi niyet ve empati ile arada kalmış birkaç kişiyi kendi tarafınıza çekmek için epey yol katedebilirsiniz.

Ve açık olmak gerekirse, internetteki herkese karşı nazik olmanızı da söylemiyorum. Siyasi kutuplaşmayı azaltmanın yolu, en makul insanlar arasında köprüler kurmaktır. Nüfusun çoğunun o kadar da aşırı olmadığını ve çoğumuzun birlikte çalışmanın bir yolunu bulmak istediğini unutmayın. Radikal birisi mantıksız ve kaba davrandığında isterseniz onu eleştirin veya onunla alay edin (yine de görmezden gelmek muhtemelen daha iyidir).

Bu yazıyı yazmak istememin bir nedeni, insanlar arasında bağ kurmak ve bizi bir araya getirmek için daha fazla girişimde bulunmasını beklediğim liderlerin işlerini iyi yapmıyor olduklarını görmemdi. Parçalanmış ülkelerde muhtemelen pek çok sıradan insan, sizin ve benim gibi insanlar, sorumlu kişilerin toplumsal işlerle ilgileneceğini ve kendilerinin sorumlu olmadığını varsayıyorlardı. Ama belki de ülkemizi çatışmalardan kurtarmanın tek yolu, birilerinin bizi kurtarmaya gelmeyeceğini fark etmek ve toplumda oynadığımız rolün önemini iyice düşünmektir.

O zaman sosyal medya kullanımına dair bazı önerileri sıralayalım:

  1. Dikkatli konuşun. Genelleme yaparak konuşmaktan kaçının. Eleştirilerinizi ve öfkenizi, tanımadığınız ve niyetini tam olarak bilemeyeceğiniz insanlara değil de doğrudan hatalı olduğundan emin olduğunuz topluma mal olmuş insanlara (örneğin, siyasi liderler) odaklayın. Bu, sözlerinizi daha ikna edici hale getirecek ve öfkeye neden olma olasılığını azaltacaktır.
  • Öz konuşun. Sözlü tacize uğrarsanız, tacizcinin davranışlarından kendisinin sorumlu olduğunu ve ait olduğu grubu bütünüyle temsil etmediğini unutmayın. Söylemek istediğiniz noktayı belirttikten sonra sohbetten ayrılıp daha fazla yanıt vermemek en iyisidir. Sosyal medyada kavga etmek bir işe yaramaz ve esasında herkesi daha fazla kızdırır.
  • Duygusal paylaşımlara şüpheyle yaklaşın. İnternette gördüğünüz duygusal içerikleri hemen paylaşıyorsanız muhtemelen uyduruk ve kesinliği olmayan paylaşımlar yapıyorsunuz. Politik ve kültürel çevrelerimiz, birçok önyargılı içerik görmemize neden oluyor. Basit bir duygusal gönderi görürseniz, özellikle de inanması zor bir konuysa, lütfen paylaşmadan önce biraz araştırma yapmak için zaman ayırın.
  • Siyasi çevrelerin aşırı ve mantıksız görüşlerine kapılmayın. Hepimiz çevremizdeki insanlardan etkileniyoruz. Bir taraf aşırıya kaçtığında karşı taraf da aynı tepkiyi verecektir. Bu yüzden bizim tarafımızdaki insanların mantıksız davrandığını hissettiğimizde de sesimizi yükseltmeliyiz; bunu ne kadar çok yaparsak, grubumuz ılımlı insanlar tarafından o kadar makul algılanır ve aradaki tansiyonu bir o kadar düşürürüz.
  • Fikrinizi değiştirmekten ve hataları kabul etmekten korkmayın. Bir şeyleri kötü ya da yanlış algılamak gibi hatalar yapabileceğimizi hepimiz kabul etmeliyiz. Bilin ki fikrinizi değiştirmek, hatanızı kabul etmek ya da özür dilemek kötü bir şey değildir. Hatta bunu açıkça yaparsak davranışımız başkalarına da örnek olacaktır.
  • Klişelere uymadığınızı gösterin. Grup karşıtlaşmasıyla mücadele etmenin yollarından biri, siyasi grubumuzun basmakalıp özelliklerine tam olarak uymadığımızı göstermektir. Herkesin göründüğünden daha fazla detaylı ve karmaşık düşüncelere sahip olduğunun yaşayan örnekleri olabiliriz.

Eğer sosyal medya toplumu parçalıyorsa bu konuda bilinçlenmek için daha fazla eğitime ihtiyacımız olacak demektir. Şimdilik bu alandaki çalışmaların çoğu, insanlara sahte haberleri gerçek haberlerden nasıl ayırt edeceklerini öğretmeye veya belli algoritmalara odaklanıyor.

Ancak çevrimiçi iletişim araçlarının doğası gereği kutuplaştırıcı etkileri olduğu doğruysa, bu eğitimin kapsamını genişletmemiz gerekecek. İnsanları, yanlış algılara rağmen pek çok ortak noktaya sahip oldukları konusunda eğitmek için daha fazla “politik okuryazarlığa” ihtiyacımız olabilir. Ayrıca insanları sosyal ve duygusal içgüdülerimiz ve bunların bizi karanlık yerlere nasıl götürebileceği konusunda eğitmek şeklinde daha fazla “psikolojik okuryazarlığa” da gerek duyabiliriz.

Yazar hakkında

Zachary Elwood, son zamanlarda çeşitli uzmanlarla siyasi konuları tartışmakta ve “İnsan Okuyan İnsanlar” adında psikoloji / davranış odaklı bir podcast yayını yürütüyor. New York Times, The Washington Post ve Buzzfeed’de yayınlanan, çevrimiçi aldatmalar ve sahte hesaplarla ilgili araştırmaları bulunmakta.

Not: Yazının bazı bölümlerinde bütünlüğü bozmayacak şekilde özetlemeler yapılmıştır.

Kapak Karikatürü: İbrahim Özdabak http://www.ibrahimozdabak.com/tag/kutuplasma/

Kaynak: https://apokerplayer.medium.com/how-social-media-divides-us-abridged-version-c8fc924ba2a4

Zeynep Tanrıkulu

İstanbul Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık bölümünde öğrenim görüyor. Yeni medya, tarih ve kültür alanlarına ilgi duyuyor. Doğruluğu Ne? platformunda araştırma ve çeviri editörü olarak görev yapıyor.